İKİ BİLİNMEYENLİ DENKLEM
Yıllar nasılda çabuk geçiyor. Cumhuriyetin kuruluşundan beri koca 105 yıl geçmiş, o günden bugüne.
1920’den günümüze teknoloji gelişmiş, çağ değişmiş, uzayda bilinmeyenlerin keşfi hat safhaya ulaşmış.
Kimin umurunda?
İnsanların saplantıları yine ön planda.
Beyinler örümcek bağlamış.
Teknolojinin gelişmesi, çağın uzay çağı olması, beyinlere kurulan örümcek ağlarını silip atmaya ne yazık ki yetmiyor.
İnsanoğlu saplantılarına takıldığı zaman, gayya kuyusuna düşmüş gibi, o kuyudan bir türlü çıkamıyor.
Kendi gölgesiyle dövüşüyor, yel değirmenlerine kılıç sallıyor.
Halbuki, sabah erken kalksa, doğan sabah güneşini ufukta izlese ve izlemeyi bir süre devam ettirse görecek ki Güneş bile her gün aynı yerden doğmuyor.
Bir gün ikinci günle aynı değil!
Bir gün diğerinden farklıysa, insanoğlu nasıl olurda saplantılarına tutsak olur.
Onları neden hiç söküp atamaz beyninden?
İnsanoğluna köktendincilik tapu mudur?
Düşünün, eline silah verdiğiniz biri, elindeki silahı, hiç tanımadığı, kendini korumadan aciz bir çocuğa, bir yaşlıya veya bir kadına çevirebiliyor ve tetiği çekiyorsa, tetiği çekerken aklını hiç kullanmıyor, kendini sorgulamıyor demek değil mi?
Bir başkası, silah yerine kalem kullanıyor, kullandığı kalemi çağın gelişimi yerine, beyinlere orta çağ karanlığını işlemeye kalkıyorsa; geçen yılların ne önemi var?
Ha 1920,
Ha 2025,
İşte 105 yılda geldiğimiz nokta burası.
Kiminin elinde silah, kiminin kalem.
İkisi de bir şeyleri yok ediyor.
Yok edilen bazen canlar, bazen de umutlar.
İkisi de insanlık ve çağ dışı. İkisine de dur demek boynumuza borç.. Nasıl dur deriz?
İki bilinmeyenli bir denklem gibi. Burada Atatürk’ün muallimlerine çok iş düşüyor. Bütün sorumluluk onların her kademe muallimlerin omuzlarında
Yorumlar
Yorum Gönder